Yeni Adli Yıla Girerken...
ADALET ÇARKI DÖNÜYOR: HEDEF SIFIR GECİKMELİ YARGI
Gecikme İstisna, Makul Sürede Yargılama Kuraldır
Adalet, yalnızca doğru karar vermek değil; doğru karara, hakkın anlamını yitirmediği bir zamanda ulaşabilmektir. Çünkü zamanında verilmeyen bir karar, hukuken isabetli olsa dahi toplumsal vicdanda eksik kalabilir. Bu nedenle adaletin ölçüsü kadar süresi, hükmün doğruluğu kadar hükme giden yolun nasıl yönetildiği de önemlidir.
Yeni adli yıla girerken bir gerçeği açıkça ifade etmek gerekir: Türkiye’de adalet çarkı işlemekte, yargı mekanizması her gün milyonlarca işlem, soruşturma ve dava üzerinden görevini yerine getirmektedir. Hâkimlerimiz, Cumhuriyet savcılarımız ve adalet personelimiz büyük bir sorumluluk ve özveriyle sistemin ana omurgasını oluşturmaktadır.
Yargının bütünüyle işlemediği veya bütün davaların geciktiği yönündeki genellemeler, sahadaki gerçeklikle örtüşmemektedir. Ortalama yargılama süreleri içinde sonuçlandırılan çok sayıda dava ve soruşturma, sistemin işleyen yönünü ortaya koymaktadır.
Bu sebeple temel tespitimiz nettir:
Gecikme istisna, makul sürede yargılama kuraldır.
Ancak bu tespit, geciken dosyaları görmezden gelmek anlamına gelmez. Aksine, ortalamayı temsil etmeyen her gecikme; adalet sisteminin özel olarak eğilmesi, nedenini ortaya çıkarması ve çözüm üretmesi gereken bir alandır.
Algıdan veriye, eleştiriden çözüme
Toplumda yargının geciktiğine ilişkin eleştiri, söylem ve güçlü bir algı bulunduğu açıktır. Bu algının arkasında gerçek örnekler de vardır. Bir kısım soruşturma ve davalar; yakalama kararlarının infaz edilememesi, bekletici meseleler, bilirkişi incelemeleri, Adli Tıp raporları, tebligat işlemleri, taraf teşkili, delillerin toplanması, müzekkere cevapları, keşifler, yurt dışı istinabe işlemleri veya bozma sonrası yeniden yargılama süreçleri nedeniyle uzayabilmektedir.
Fakat doğru bir yargı politikası, tekil örnekleri bütün sisteme teşmil etmekle değil; gecikmenin gerçek boyutunu verilerle ortaya koymakla kurulabilir.
Ölçemediğimiz gecikmeyi yönetemeyiz; nedenini bilmediğimiz gecikmeyi ise kalıcı biçimde ortadan kaldıramayız.
Bu anlayışla pilot bölge olarak ele alınan Ankara Batı merkez ve mülhakat adliyelerinde, beş yıl ve daha uzun süredir devam eden hukuk ve ceza dosyaları ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Yapılan çalışma, gecikmenin soyut ve çözümsüz bir sorun olmadığını; belirli nedenlerde yoğunlaşan, kategorize edilebilen ve doğru bir süreç yönetimiyle önemli ölçüde çözülebilecek bir mesele olduğunu göstermektedir.
Ankara Batı verileri ne söylüyor?
Ankara Batı adli yargı çevresine ilişkin veriler, gecikmenin sistemin tamamını temsil eden genel bir durum değil; belirli dosyalarda ve belirli nedenlerde yoğunlaşan istisnai bir alan olduğunu ortaya koymaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmaları ile hukuk ve ceza mahkemelerindeki dava dosyaları ayrı ayrı değerlendirildiğinde de bu sonuç açıkça görülmektedir.
Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmaları
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan toplam 58.716 derdest soruşturma dosyasından 1.382’si üç yıl ve daha uzun süredir devam etmektedir. Bu dosyaların toplam derdest soruşturmalara oranı %2,3’tür.
Bu görünüm, Başsavcılıkta yürütülen soruşturmaların yaklaşık %97,7’sinin üç yıllık sürenin altında bulunduğunu; gecikme riski taşıyan dosyaların ise toplam soruşturma dosyaları içinde sınırlı bir alan oluşturduğunu göstermektedir. Bununla birlikte üç yılı aşan her soruşturma, gecikme nedeninin dosya bazında belirlenmesi ve sürecin ilerlemesini engelleyen hususların giderilmesi gereken özel bir çalışma alanıdır.
Hukuk ve ceza mahkemeleri
Ankara Batı merkez ile Beypazarı, Kahramankazan, Kızılcahamam ve Nallıhan mülhakat adliyelerinde beş yıl ve daha uzun süredir devam eden toplam 1.227 dosya tespit edilmiştir.
Bu dosyaların:
- 989’u 5–10 yıl,
- 238’i 10 yıl ve üzeri,
- 486’sı ceza,
- 741’i hukuk dosyasıdır.
Toplam dosyaların 938’i Ankara Batı merkez adliyesinde, 289’u ise mülhakat adliyelerinde bulunmaktadır.
Ankara Batı merkez ve mülhakat adliyelerindeki hukuk ve ceza mahkemelerinde toplam 49.474 derdest dava dosyası bulunmaktadır. Beş yıl ve daha uzun süredir devam eden 1.227 dosyanın toplam derdest dava dosyalarına oranı %2,48’dir. Buna göre mahkemelerdeki dosyaların yaklaşık %97,52’si beş yıllık sürenin altında bulunmaktadır.
Ceza mahkemelerindeki 486 dosyanın 278’inde, başka bir ifadeyle %57,2’sinde, başlıca gecikme nedeni yakalama emri veya kararının infaz edilememesidir. Bunu kanun yolu veya bozma sonrası yeniden yargılama, delil toplama, müzekkere ve eksik hususların tamamlanması gibi nedenler izlemektedir.
Hukuk mahkemelerindeki 741 dosyanın 447’sinde, yani %60,3’ünde, gecikmenin temel nedeni bekletici mesele veya başka bir dosyanın sonucunun beklenmesidir. Bilirkişi incelemesi ve rapor süreci 106, Adli Tıp, maluliyet ve sağlık raporu süreci ise 96 dosyada gecikme nedeni olarak görülmektedir.
Bekletici mesele, bilirkişi ve Adli Tıp süreçlerinden oluşan ilk üç neden, uzun süren hukuk dosyalarının %87,6’sına karşılık gelmektedir.
Ankara Batı adli yargı çevresinin genel görünümü
Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmaları ile hukuk ve ceza mahkemelerindeki davalar birlikte değerlendirildiğinde, Ankara Batı adli yargı çevresinde toplam 108.190 derdest dosya bulunmaktadır. Bunların 2.609’u esas alınan sürelerin üzerinde devam etmekte; genel oran yaklaşık %2,41 olarak gerçekleşmektedir.
Bu veriler, dosyaların yaklaşık %97,6’sının belirlenen sürelerin altında bulunduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle Ankara Batı adli yargı çevresindeki genel görünüm, sistemin büyük ölçüde işlediğini; gecikmenin ise dosya bazında tespit edilmesi, nedenleri ayrıştırılması ve özel çözümler geliştirilmesi gereken istisnai bir alan olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu tablo bize önemli bir hakikati göstermektedir: Geciken dosyaların önemli bir bölümü, doğrudan yargısal takdirden değil; yargılamayı çevreleyen idari, teknik ve organizasyonel süreçlerden kaynaklanmaktadır.
Bir dosya bazen mahkemenin karar verme iradesinden değil; bulunamayan bir sanıktan, geciken bir rapordan, tamamlanamayan bir tebligattan veya başka bir dosyanın sonucunun beklenmesinden dolayı ilerleyememektedir.
Dolayısıyla sorun yalnızca “dosya neden sonuçlanmadı?” sorusuyla değil; “dosyanın ilerlemesini engelleyen düğüm nedir ve bu düğümü kim, hangi yetkiyle çözebilir?” sorusuyla ele alınmalıdır.
Her gecikmenin kendine özgü bir düğümü vardır
Yargılamalardaki gecikmeler tek bir nedenden doğmadığı gibi tek tip bir yöntemle de çözülemez. Yakalama kararının infaz edilememesiyle bilirkişi raporunun gecikmesi; Adli Tıp randevusunun uzamasıyla yurt dışı tebligatın tamamlanamaması aynı yöntemle ele alınamaz.
Her gecikmenin kendine özgü bir düğümü vardır.
Yeni dönemin temel yaklaşımı, bu düğümleri tek tek bulmak ve ilgili kurumlarla birlikte çözmektir. Dosyanın içeriğine ve yargısal takdire müdahale etmeden; gecikmeye yol açan idari ve organizasyonel engellerin tespit edilmesi, izlenmesi ve ortadan kaldırılması hedeflenmektedir.
Yargının hızlandırılması, yargılamanın aceleye getirilmesi değildir.
Amaç, daha hızlı karar verilmesi uğruna adil yargılanma hakkından veya karar kalitesinden ödün vermek değildir. Asıl amaç; dosyanın yargısal irade dışında beklemesine yol açan gereksiz duraklamaları ortadan kaldırmak, usul işlemlerini doğru zamanda tamamlamak ve hâkimin karar verebilmesi için ihtiyaç duyduğu sürecin kesintisiz biçimde işlemesini sağlamaktır.
Hız ile adalet arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz. İyi yönetilen bir yargı sisteminde hız, karar kalitesinin rakibi değil; adil yargılanma hakkının tamamlayıcısıdır.
Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları
Bu anlayışın kurumsal karşılığını Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları oluşturmaktadır.
Bu bürolar; uzun süren soruşturma ve davaları izlemek, gecikme nedenlerini kategorik olarak belirlemek, dosyaların ilerlemesini engelleyen idari ve teknik sorunları tespit etmek ve yerel çözüm mekanizmalarını harekete geçirmek üzere faaliyet göstermektedir.
Buradaki temel ilke açıktır: Mahkemelerin bağımsızlığına, hâkimlik teminatına ve yargısal takdir alanına hiçbir şekilde müdahale edilmeyecektir. İncelenen husus, kararın ne olacağı değil; karar sürecinin önündeki idari ve organizasyonel engellerin nasıl kaldırılacağıdır.
Adalet komisyonu başkanları ve Cumhuriyet başsavcıları, kendilerine verilen yetki ve sorumluluk çerçevesinde sürecin yerel düzeydeki ana koordinasyonunu sağlayacaktır.
Gecikme, tebligat işleminden kaynaklanıyorsa ilgili birimlerle; yakalama kararının infazından kaynaklanıyorsa kolluk birimleriyle; bilirkişi veya Adli Tıp sürecinden kaynaklanıyorsa ilgili kurumlarla doğrudan ve sonuç odaklı bir koordinasyon kurulacaktır.
Mahallinde çözülemeyen konular ise Adalet Bakanlığının ilgili birimleri, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla paylaşılacak; gerektiğinde kurumsal istişare mekanizmaları devreye alınacaktır.
Böylece geciken dosya, kurumlar arasındaki yazışmaların içinde kaybolan bir evrak olmaktan çıkarılarak sorumlusu, nedeni ve çözüm yolu belirlenmiş bir süreç hâline getirilecektir.
Alo Adalet 135: Vatandaşın sesi, sistemin erken uyarı mekanizması
Yeni dönemin bir diğer önemli unsuru Alo Adalet 135 Hattıdır.
Vatandaşlarımız, makul süreyi aştığını düşündükleri dava ve soruşturmaları bu hat üzerinden bildirebilecek; başvurular kayıt altına alınarak Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları tarafından takip edilecektir.
Alo Adalet 135, yargısal kararlara müdahale veya kanun yollarına alternatif bir başvuru mercii değildir. Bu hat; uzun süren dosyaların görünür hâle getirilmesini, gecikmenin idari ve teknik nedenlerinin erken tespit edilmesini ve vatandaşın sürece ilişkin doğru, zamanında ve yeknesak biçimde bilgilendirilmesini sağlayan yeni bir iletişim ve takip mekanizmasıdır.
Bu yönüyle Alo Adalet Hattı yalnızca bir telefon hattı değil; vatandaşın yaşadığı gecikmeyi sisteme bildirdiği, sistemin de bu bildirim üzerinden kendi işleyişini gözden geçirdiği bir geri bildirim kanalıdır.
Vatandaşın sesi, adalet sisteminin eksik kalan noktalarını gösteren en güçlü erken uyarı mekanizmalarından biridir.
Soruşturmadan hükme kadar bütüncül süreç yönetimi
Makul sürede yargılanma hakkı yalnızca mahkemelerdeki dava süreleriyle sınırlı değildir. Ceza soruşturmalarının zamanında tamamlanması, delillerin gecikmeden toplanması, kolluk işlemlerinin etkin biçimde yürütülmesi, bilirkişi ve uzmanlık raporlarının süresinde hazırlanması da adalet hizmetinin ayrılmaz parçalarıdır.
Bu nedenle hedefimiz; soruşturma aşamasından kanun yolu sürecine kadar adalet zincirinin bütün halkalarını birlikte değerlendirmektir.
Zincirin bir halkasındaki gecikme, bütün yargılama sürecini etkileyebilir. Adalet hizmetlerinin etkinliği de ancak sürecin tamamının birlikte yönetilmesiyle sağlanabilir.
Yeni dönemde hukuk ve ceza yargılamaları ile soruşturma süreçleri; hedef süre, dosya yaşı, gecikme nedeni ve çözüm sorumluluğu esas alınarak daha yakından takip edilecektir. Özellikle beş yılı ve on yılı aşan dosyalar, genel istatistiklerin içinde görünmez olmaktan çıkarılacak; her biri kendi somut koşulları içinde değerlendirilecektir.
Çünkü bir vatandaş için kendi dosyası istatistiklerden yalnızca biri değildir. O dosya bazen mülkiyet hakkı, bazen çalışma hayatı, bazen aile düzeni, bazen özgürlük, bazen de yıllardır beklenen bir hakkın teslimidir.
Sıfır Gecikmeli Yargı
“Sıfır Gecikmeli Yargı” hedefi, bütün davaların aynı sürede sonuçlandırılması anlamına gelmemektedir. Her uyuşmazlığın niteliği, taraf sayısı, delil durumu ve hukuki karmaşıklığı farklıdır.
Sıfır gecikme; gerekli yargısal incelemenin yapılmadığı, savunma hakkının sınırlandırıldığı veya dosyaların yalnızca sayısal hedeflere ulaşmak için sonuçlandırıldığı bir model değildir.
Sıfır gecikme; hiçbir dosyanın önlenebilir, açıklanamayan veya sahipsiz bırakılmış bir nedenle beklememesi demektir.
Başka bir ifadeyle hedefimiz, yargılama süresini hukukun gerektirdiği ölçünün altına indirmek değil; hukukun gerektirmediği beklemeleri ortadan kaldırmaktır.
Bu hedefe ancak hâkimlerimizin, Cumhuriyet savcılarımızın, adalet personelimizin, bilirkişilerin, kolluk birimlerinin, Adli Tıp Kurumunun ve ilgili bütün kamu kurumlarının ortak sorumluluk anlayışıyla ulaşabiliriz.
Yeni adli yılda yeni bir süreç kültürü
Yeni adli yıl, yalnızca yeni bir çalışma takviminin başlangıcı değildir. Aynı zamanda yargı hizmetlerinin işleyişini veriye, koordinasyona ve hesap verebilir süreç yönetimine dayalı biçimde yeniden değerlendirme fırsatıdır.
Artık yalnızca kaç dosyanın karara bağlandığına değil; hangi dosyanın neden beklediğine, gecikmenin hangi aşamada ortaya çıktığına, hangi kurumun katkısıyla çözülebileceğine ve benzer gecikmelerin tekrarının nasıl önlenebileceğine de bakmak zorundayız.
Geçmişte oluşmuş gecikmeleri gidermek kadar, gelecekte yeni gecikmelerin oluşmasını önlemek de sorumluluğumuzdur.
Bu nedenle Ankara Batı Adliyesinde ortaya konulan çalışma yalnızca bir istatistik tablosu değildir. Bu çalışma, gecikmenin görünür hâle getirildiğinde yönetilebileceğini; nedenleri doğru sınıflandırıldığında çözüme yaklaşılabileceğini ve kurumlar birlikte hareket ettiğinde yıllardır bekleyen dosyaların yeniden ilerletilebileceğini gösteren bir yol haritasıdır.
Pilot uygulamadan elde edilen sonuçlar, sistemin geliştirilmesine ve ülke genelindeki çalışmaların daha güçlü bir veri temeline oturtulmasına katkı sağlayacaktır.
Sonuç: Adaleti gecikmenin gölgesinden çıkaracağız
Adalet sistemine duyulan güven, yalnızca verilen kararların hukuka uygunluğuyla değil; vatandaşın hakkına makul sürede ulaşabilmesiyle güçlenir.
Toplumun eleştirilerine kulak vermek, yargının kurumsal gücünü zayıflatmaz. Aksine, veriye dayalı eleştiri ve geri bildirimler sistemi geliştirir; çözüm üretme iradesi ise güveni büyütür.
Bizim yaklaşımımız, gecikmeyi normalleştirmek veya mazeret üretmek değildir. Önce gecikmenin gerçek boyutunu tespit etmek, ardından nedenlerini sınıflandırmak, sorumluları ve çözüm araçlarını belirlemek ve sonuç alınıncaya kadar süreci takip etmektir.
Çünkü adaletin tecellisi yalnızca hüküm cümlesinde değil; o hükme giden yolun adil, öngörülebilir ve makul bir süre içinde tamamlanmasında hayat bulur.
Yeni adli yılda; Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları, Alo Adalet 135 Hattı, yerel koordinasyon mekanizmaları ve kurumlar arası iş birliğiyle, ortalamayı temsil etmeyen ancak vatandaşlarımızın hayatında ağır sonuçlar doğuran gecikmeleri tek tek ele alacağız.
Her gecikmenin nedenini bulacak, her düğüm için somut bir çözüm geliştirecek ve geciken davaları sistematik biçimde sonuçlandıracağız.
Hâkimlerimiz, Cumhuriyet savcılarımız, adalet personelimiz ve ilgili bütün kurumlarımızla birlikte; gecikmenin istisna, makul sürede yargılanmanın kural olduğu bir sistemden, önlenebilir gecikmelerin tamamen ortadan kaldırıldığı Sıfır Gecikmeli Yargı hedefine kararlılıkla ilerleyeceğiz.
Çünkü vatandaşın adalete güveni, devletin en güçlü dayanaklarından biridir.
Ve biliyoruz ki:
Geciken adalet, yalnızca geciken bir karar değil; ertelenen bir hak, uzayan bir belirsizlik ve eksilen bir güvendir.
Bu nedenle yeni adli yıldaki sözümüz açıktır:
Adalet çarkı dönüyor. Şimdi hedefimiz, bu çarkın önündeki son düğümleri de çözerek hiçbir hakkı zamanın insafına bırakmamaktır.
Turan KULOĞLU
Hâkimler ve Savcılar Kurulu 1. Daire Başkanı